44,5977$% 0.29
51,5356€% -0.13
59,0733£% -0.17
6.704,62%0,29
4.676,57%0,00
12.978,36%-0,56
02:00
03 Nisan 2026 Cuma
Zafer Partisi Düzce İl Başkanlığı, ABD–İsrail ile İran arasında giderek tırmanan gerilime ilişkin dikkat çeken bir değerlendirmede bulundu. DMHA DÜZCE- İl Başkan Yardımcısı İlhan Ata Demir tarafından yapılan açıklamada, sürecin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte etkiler doğurabilecek bir kriz olduğu vurgulandı.Açıklamada “ABD–İsrail ile İran arasında giderek tırmanan gerilim, yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi
değil; aynı zamanda küresel güç dengeleri, enerji politikaları ve kamuoyu yönetimi açısından
da kritik bir sınamadır. Bu süreci anlamlandırırken geçmişteki örneklerden, özellikle Irak
Savaşı deneyiminden bağımsız düşünmek mümkün değildir.
2003’te Irak’ın işgali, kitle imha silahları iddiası üzerine inşa edilmiş, ancak bu iddiaların
büyük ölçüde temelsiz olduğu sonradan ortaya çıkmıştır. Bu durum, uluslararası sistemde
güven krizine yol açmış ve Batı’nın müdahaleci politikalarına yönelik ciddi bir meşruiyet
tartışması doğurmuştur. Bugün İran’a yönelik nükleer program merkezli söylemler de benzer
bir şüpheyle karşılanmaktadır. İran’ın nükleer faaliyetleri uzun süredir Uluslararası Atom
Enerjisi Ajansı denetimi altında izlenmekte olsa da, bu programın askeri boyuta evrilip
evrilmediği konusu siyasi yorumlara açık kalmaktadır.
Bu gerilimin temel nedenleri arasında İran’ın bölgedeki nüfuzunu artırma çabası, İsrail’in
güvenlik kaygıları ve ABD’nin Orta Doğu’daki stratejik üstünlüğünü sürdürme isteği yer
almaktadır. Özellikle enerji yolları, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktaları ve vekil güçler
üzerinden yürütülen çatışmalar, bu gerilimi doğrudan sıcak savaşa dönüştürmese bile sürekli
bir kriz hali yaratmaktadır.
Ekonomik açıdan böyle bir savaşın etkileri küresel ölçekte hissedilecektir. Petrol fiyatlarında
ani yükseliş, tedarik zincirlerinde kırılma ve küresel enflasyon baskısı kaçınılmazdır. Manevi
yıkım ise daha derindir: sivil kayıplar, kitlesel göçler ve bölgesel istikrarsızlık, zaten kırılgan
olan Orta Doğu toplumlarını daha da zayıflatacaktır.
Öte yandan, uluslararası siyasette savaşların yalnızca askeri değil, aynı zamanda iç politik
işlevler de gördüğü bilinen bir gerçektir. Kamuoyunu konsolide etme, iç tartışmaları geri
plana itme veya siyasi gündemi değiştirme gibi etkiler, tarih boyunca birçok örnekte
gözlemlenmiştir. Bu bağlamda bazı çevreler, ABD’de farklı siyasi veya hukuki tartışmaların
gölgelenmesi için dış politika krizlerinin öne çıkarıldığı iddiasını dile getirmektedir. Ancak bu
tür iddialar kesin kanıtlar yerine çoğunlukla politik yorum düzeyinde kalmaktadır ve dikkatle
ele alınmalıdır.
Türkiye açısından bakıldığında, böyle bir çatışmanın etkileri çok boyutludur. Türkiye, coğrafi
konumu gereği hem enerji hatlarının kesişim noktasında hem de olası göç dalgalarının
hedefindedir. Ekonomik olarak artan enerji maliyetleri ve döviz kurundaki oynaklık, zaten
uzun süredir devam eden ekonomik kırılganlıklar üzerinde ek baskı yaratacaktır. Bu
kırılganlıkların önemli bir kısmı, son 24 yılda uygulanan ekonomi politikalarının yarattığı
yapısal sorunlardan kaynaklanmaktadır; dolayısıyla olası dış krizlerin, mevcut ekonomik
sorunları gerekçe göstererek örtbas edilmesi riski bulunmaktadır. Güvenlik açısından sınır
bölgelerinde istikrarsızlık ve yeni riskler ortaya çıkabilir. Diplomatik olarak Türkiye, NATO
üyeliği ve bölgesel denge politikası arasında hassas bir çizgide hareket etmek zorunda
kalacak, bu süreçte mevcut iç politika tercihlerinin sınırlılıklarını yönetmek kritik olacaktır.
Sonuç olarak, İran merkezli bir savaş senaryosu yalnızca askeri bir çatışma değil; ekonomik,
insani ve siyasi sonuçları olan çok katmanlı bir kriz anlamına gelir. Geçmişteki hatalardan ders
çıkarılmadığı takdirde, benzer gerekçelerle başlatılan müdahalelerin uzun vadede daha
büyük istikrarsızlıklar doğurduğu gerçeği bir kez daha teyit edilebilir. Bu nedenle, uluslararası
toplumun önceliği askeri çözüm değil, şeffaflık, diplomasi ve çok taraflı denetim
mekanizmaları olmalıdır.” ifadelerini kullanıldı.
Düzce’de eğitime yönelik yatırımlara bir yenisi daha eklendi. Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün çağrısıyla hayırsever iş insanı Dündar Yetişener tarafından yaptırılan Fibrobeton Kütüphanesi, Kütüphaneler Haftası kapsamında düzenlenen törenle kapılarını açtı.
DMHA DÜZCE- Düzce Bilim Merkezi’nin alt katında hizmet verecek olan ve 470 metrekarelik alana sahip kütüphane, aynı anda 110 öğrenciye çalışma imkânı sunacak. Açılış törenine Düzce Valisi Mehmet Makas, milletvekilleri, belediye yetkilileri, iş dünyası temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı.
Törende konuşan Düzce Valisi Mehmet Makas, projeye katkı sunanlara teşekkür ederek kütüphanelerin gençlerin gelişimi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Makas, yapılan yatırımların Düzce’nin geleceğine önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.
Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü ise kütüphane sayısını artırma hedefinde olduklarını vurgulayarak, “Bu açtığımız dördüncü kütüphane. Beşincisi de yolda. Şehrimizin farklı bölgelerinde yeni kütüphaneler kazandırmaya devam edeceğiz” dedi.
Milletvekilleri de yaptıkları konuşmalarda kütüphanelerin uzun vadede toplumsal gelişime katkı sağlayacağını belirterek, bu tür yatırımların artması gerektiğini dile getirdi.
Programda ayrıca kütüphanenin yapımına destek veren iş insanı Dündar Yetişener’e teşekkür plaketi takdim edildi. Duaların ardından kurdele kesilerek Fibrobeton Kütüphanesi resmen hizmete açıldı.
Yeni kütüphanenin, Düzce’de okuma kültürünü güçlendirmesi ve gençlerin eğitim hayatına katkı sunması hedefleniyor.
Zafer Partisi Düzce İl Başkanlığı, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere ilişkin dikkat çeken bir açıklamada bulundu.
DMHA DÜZCE- Açıklamada,SİZ EKMEK DERDİYLE “MEŞGUL EDİLİRKEN”, ARKA SOKAKLARDA (!) NELER OLUYOR?
Zafer Partisi olarak gün gün anlatacağız!
Kıbrıs ile başlayalım…
Kıbrıs, stratejik konumu ve zengin doğal kaynakları nedeniyle tarih boyunca bölgesel bir gerilim odağı olmuştur. Adadaki Türk ve Rum toplulukları, 1960’ta bağımsızlığa kavuşsa da yönetimsel anlaşmazlıklar kısa sürede çatışmalara dönüşmüştür. 1963’te başlayan olaylar ve özellikle Rumların “Kanlı Noel” saldırıları, EOKA gibi Rum milliyetçi örgütlerin Kıbrıs Türklerine yönelik sistematik ve kanlı eylemleriyle tarihe geçmiştir.
Yüzlerce Türk hayatını kaybetmiş, köyler yerle bir edilmiş, toplum derin bir travma yaşamıştır. Bu tarihsel hafıza, Kıbrıs Türk tarafının bugün hâlâ güvenlik ve egemenlik hassasiyetinin temelini oluşturmaktadır.
1974 müdahalesi, bu güvenlik ihtiyacının doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve adada fiili iki toplumlu bir yapı oluşmuştur. Ancak Rum tarafı, geçmişteki saldırıların yarattığı adaletsizlikleri göz ardı ederek bugün de tek taraflı enerji politikaları ile güvendiği sömürgeci AB ve ABD’ye güvenerek aynı fütursuzca saldırılarını sürdürmektedir.
Doğu Akdeniz’de keşfedilen zengin doğal gaz rezervleri, Rum tarafı için yeni bir stratejik güç ve diplomatik araç haline gelmiştir. Rum Yönetimi, Mısır, Yunanistan ve İsrail ile yaptığı iş birlikleri sayesinde, hem ekonomik hem de jeopolitik avantaj elde etme politikası gütmektedir. Bu ülkeler aracılığıyla enerji şirketlerini projelerine dahil eden Rumlar, doğal gazın Avrupa pazarına taşınmasını sağlarken, bölgedeki deniz yetki alanlarını ve diplomatik ağırlığını güçlendirme peşindedir.
İsrail’in desteği, özellikle enerji güvenliği ve bölgesel nüfuz açısından kritik; Mısır ise gazın sıvılaştırılması ve yeniden ihracat için merkez konumunda bulunmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ise bu duruma itiraz etmektedir. Doğal kaynaklar adanın ortak mülkiyeti olarak görülürken, Rumların tek taraflı sondaj faaliyetleri ve diğer sömürgecilik faaliyetleri içindeki devletler ile iş birlikleri “haklı olarak” hukuka aykırı olarak değerlendirilmektedir.
KKTC sınırları içinde kalan ve Türkiye’nin kıta sahanlığıyla çakışan deniz alanlarında Türk tarafının açık hak iddiaları bulunuyor; bu alanlarda Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC’nin doğrudan arama ve sondaj hakları vardır. Ancak Rum tarafının uluslararası destekle yürüttüğü projeler, KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bu haklarını fiilen gasp etmekte ve engellemektedir. Bu durum, geçmişte yaşanan haksızlıkların günümüzde enerji politikaları üzerinden tekrar edilmesini ortaya çıkarmıştır bu da Türk tarafının güvenlik endişelerini derinleştirmektedir.
Kıbrıs meselesi artık sadece tarihsel bir çatışma değil, aynı zamanda enerji ve jeopolitik çıkarlar üzerinden şekillenen yeni bir gerilim alanı haline gelmiştir.
Rum tarafının tek taraflı enerji politikaları, Türk ve Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal etmekte, bölgesel istikrarı tehdit etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Türklerinin tutumu, hukuka, ortaklığa ve adil paylaşım ilkesine dayanan bir çözüm arayışıdır.
Kalıcı çözüm, yalnızca tarafların eşit haklarını tanıyan, uluslararası hukuka saygılı ve sürdürülebilir bir diplomatik diyalog ile mümkündür. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kıyılarımıza bitişik, 200 deniz miline kadar olan deniz kaynakları üzerinde özel haklara sahip olduğumuz bölgedir. Bu bölgeyi de sömürgecilik zihniyetinden korumak Mavi Vatan’ımız için mücadele etmek gerekmektedir.
Bugün Kıbrıs Rum kesiminde 14 yaşına kadar çocuklara silah eğitimi verilmekte, Rum kesimi ciddi bir şekilde silahlandırılmaktadır.
KKTC’nin dibinde neler oluyor, amaçları ve hedefleri nefir, hepimizin gözünün orada olmadı ve sorgu hatlarımızın çalışıyor konumda olması gerekmektedir..
Devletimizi yönetenlerin bu durumdaki stratejileri KKTC’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin menfaatlerini koruyarak gerekli adımları “devlet anlayışı” ile yapmaları gerekmektedir…” ifadeleri kullanıldı.
Düzce’nin Yığılca ilçesine bağlı Çiftlik Köyü’nde, su geçişlerini daha güvenli ve sağlıklı hale getirmek amacıyla yürütülen kutu menfez yerleştirme çalışması tamamlandı.
DMHA DÜZCE- İdare tarafından gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında, bölgede 4 adet 2000’lik kutu menfez kullanılarak altyapı güçlendirildi. Yapılan düzenlemeyle birlikte su geçiş noktaları standart hale getirilirken, menfez kesit alanı genişletilerek olası taşkın risklerine karşı önlem alındı.Yetkililer, gerçekleştirilen çalışma sayesinde bölgede hidrolik akış sürekliliğinin sağlandığını ve özellikle yoğun yağış dönemlerinde yaşanabilecek su baskınlarının önüne geçilmesinin hedeflendiğini belirtti.

Düzce İl Millî Eğitim Müdürü Gülşen Özer, KADEM Düzce tarafından düzenlenen “Modern Çağda İnsanlık Onuru ve Toplumsal Merhamet” başlıklı panele katıldı.
DMHA DÜZCE- Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelde; insan onuru, toplumsal merhamet ve günümüz dünyasında öne çıkan sosyal meseleler çok yönlü olarak ele alındı. Alanında uzman konuşmacıların yer aldığı program, katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi.Paneli dikkatle izleyen Düzce İl Millî Eğitim Müdürü Gülşen Özer, bu tür etkinliklerin toplumsal farkındalığın artırılmasına önemli katkı sağladığını vurguladı.Program sonunda emeği geçenlere teşekkür edildi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.